T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI GİRESUN İL KÜLTÜR VE TURİZM MÜDÜRLÜĞÜ

Giresun'da Müzik Kültürü, Yöre Oyunları

  • GİRESUN’DA MÜZİK VE MÜZİK KÜLTÜRÜ

KEMENÇE VE KEMENÇECİLER

Kemençe sözcüğü, Farsça "keman" sözcüğü ile Türkçe' "-ge" küçültme ekinin birleşmesiyle oluşmuştur. Sözcüğün kaynağı konusunda şöyle bir yorum da yapılmaktadır: Yerel söyleyiş, ve Türk diyalektlerine göre kimi yerlerde "ıklığı" adıyla anılırken, kimi yerlerde çıkardığı sesin sivrisinek sesi gibi tiz olması nedeniyle, çeşitli diyelektlerde sivrisinek anlamında kullanılan "kemençe: küminçe-kimin-çe" ve "çibin-çe" denmiştir. Divan'da siv­risinek anlamında "kimünçe" geçmektedir. Kemençe sözcüğü 15. yüzyıl sonlarına doğru kullanılır olmuştur. Daha önceleri yaylı saz anlamında aklıg, gıcak sözcükleri kullanılmıştır. İklif; "oklu, oku olan" anlamına geldiğinden kemençeyle ilgisi ortadadır. Farsça metinlerdeyse bu sözcük yerine "kemence-kemane" geçmektedir. Yaylı sazın Anadolu'da olduğu gibi İran’da da Selçuklular eliyle tanıtıldığı, bu sazın İç Asya'dan geldiği düşüncesi ağır basmaktadır. Kimi Batılı araştırmacıların da Yaylı sazların Asya'dan geldiği düşüncesini savunmalarını da belirtelim.

Anadolu Türkçesinde önceleri iklig sazının yayına "keman", bu sazı çalan da "kemancı" denilmişti. Eski bir Türkçe metinde şu dizeler yer alır:

Geri varam bir kişi yolda gezerdi,

Urur kemancı şeyler, ol ıklığ,

Bizi sevenlere budur konıklık,

Dahi birisin söyler kopuzu,

Cefadır dostlarımın aşı, tuzu.

Asya Türkçesinde dün olduğu gibi bugün de kemençe sözcüğü kullanılmaz. Iklığ ile gıcak sözcüğü kullanılır. Araplar da en eski tip Asya yaylı sazını Farsça "kemençe" adıyla İran'dan almışlardı.

Çalgının deri kaplı yarım hindistan cevizinden oluşan içi oyuk gövdesinin üst kenarına diklemesine bir sap, gövdenin alına da üstteki sap doğrultusunda bir ayak çubuğu takılır. Kemancı o çubuğu yere dayayarak sazı viyolensel gibi tutar, ayakta çalar. Şekil ve kirişler az çok değişikliğe uğrasa da iki, üç, dört tane kıl teller ortak noktadadır.

Gagavuzlar, kemana kemençe derlerdi. Asya'da birçok yerde kullanılan kemençelerin ortak özelliği, hayvan kabuklarından, su kabağından, Hin­distan cevizinden, oyularak ağaçtan yapılan küçük bir ses kutusu, uzunca bir sapı bulunmasıdır. Çoğunun göğsü deriden, telleri bağırsak ya da at kılındandır. Günümüzde Asya'daki Türkler kemençelere metal tel de takmaktadırlar.

Avrupa'nın ortaçağ yaylı sazlarını 17. yüzyıl sonlarında önce Anadolu, Anadolu'dan Mısırlılar tanıdılar. Biz "kemençe" dedik; Araplar ise "Kemençe-i rumi" demişlerdir. Roma kemençesi ya da Balkan kemanı anlamına kullanmışlardır.

Türkiye'de üç çeşit kemençe vardır. Birinci ceşit 19. yüzyıl'da lavta ile (Almanca-Arapça: Mızrapla çalınan, gövdesi udtan küçük bir çalgı), köçekçe (çoğu karcığar ya da ağırlama makamında, kıvrak, şen oyun havası) takımlarının başlıca çalgısı olan klasik kemençe. Bu saz büyük bir virtüöz olan Tanburi Cemil Bey'in elinde incesaza girdi. Günümüzdeki klasik Türk müziği topluluklarının vazgeçilmez üç çalgısından (ney, tanbur) biri oldu. Hüseyin Saadettin Arel’de soprano (üst ses) alto, tenor, bariton ve bas kemençeler yaptırarak, Türk müziğinde batı müziğindeki keman ailesinin yerini tutacak bir kemençe ailesi yaratmak istemiş, ama bu tasarısına gerçekleştirememişti. Klasik kemençenin gövdesi yarım armuda benzediği için bu çalgıya "armudi kemençe" de denilmektedir. Üç tellidir klasik kemençe. Arel'in kemençesi dört telliydi. Çoğunda eskiden olduğu gibi bağırsaktan yapılma teller kullanılır. Teknesinin altındaki kuyruk takozu sol dize, 12-15 cm uzunluktaki burgularıysa göğse dayanarak, telleri parmak uçlarıyla basmak yerine tırnaklarla yandan hafifçe itilerek çalınır. Akordu yegah-rast-neva (la-re'-la') biçiminde düzenlenir. Ses alanı çalanın ustalığına bağlı olarak iki buçuk oktavı geçebilir. BeşIi aralıklarla akort edilir. Önce bir dörtlü, sonra bir beşli durumda düzenlenmesi ve dört telli olmaması teknik olanakları azaltır. Bu yüzden dört telli denemeler yapılmıştır.

Klasik kemençe rebapla yakın akrabadır. Çalgının üst bölümü düz, alt bölümü şişiktir. Gövde ve göğüs olarak iki bölümdür. Gövdenin en iyisi karadut ağacından yapılır. Peleseni, ceviz, limon gibi ağaçlardan da yapılabilir. Göğüs (kapak) servi ağacından yapılırsa yumuşak, müzikal; çamdan yapılırsa gür ve tok bir ses verir. Kulak denilen burguları uç tanedir. Fildişi abanoz ya da benzeri sert ağaçlardan yapılır. Burgu 15 cm’dir. Kapakta karşılıklı . uzunluğunda iki delik vardır. Delikler aracılığıyla ses dışarı çıkar. Kemençenin yayı abanoz ya da gül ağacındandir. Yay 60 cm’dir. Kılların uzunluğu 46 cm’dir. Çalınırken burgular göğse, geniş alt bölüm de sol düz üstüne konulur. Çalarken telden tele geçmek için, sol el ayasının hafifçe dokunması ile kemençe döndürülür, yay her zaman düz olarak gerilir. Son zamanlarda yaptırılan beş büyük kemençe ile çok sesli Türk müziği çalınmaktadır. Ünlü klasik kemençe sanatçıları şunlardır: Tanburi Cemali Bey, Sotiri, Aleko Bocanos, Paraşko Leondaridis, Ruşen Kam, Fahire Fersan, Haluk Recai, Cüneyt Orhon, Ekrem Erdoğdu.

Günümüzde Yunanlıların lirasi, Bulgarların gudulkası ile kuzeybatı Anadolu'da, Ortaçağda Batı Avrupa'da ve Orta Asya'da benzerleri vardır klasik kemençenin.

İkinci çeşit kemençe, Güney Anadolu Türkmenlerinin çalgısı olan Türkmen kemençesidir. Ali Rıza Yalgın, "Toroslarda Karatepeli Bölgesi" adlı yapıtında bölge kemençesini, hem çalınırken hem de çalgı olarak resimlemiş, yayımlamış.. Daha basitçe bir görüşü var bu kemençenin. Bizim Karadeniz kemençesinin daha hantal, daha kabası gibi.

Üçüncü çeşit kemençe, bizim kemençemiz. Doğu Karadeniz kemen­çesidir. Fransızların pochette, İngilizlerin kit adını verdiği yaylı çalgının akrabasıdır. Anadolu'ya ne zaman ve hangi yolla girdiğini belirtmek güçtür. Avrupa'ya Doğu'dan gitmiş, olabilir. Ortaçağ sonları Avrupa halk yaylı çalgıları yaygın olarak kullanılmıştır. Avrupa'da kasaba çalgıcıları kemençe benzeri çalgıları, bu aletin keskin ve yaygaracı sesinden, halk danslarına eşlik etmekte yararlanırlardı. Yüzyıllar boyunca değişikliğe uğradı sözü edilen bu kemençeler: Başlangıçta dört ya da altı çift telli idi.

Görele kemençesi, yürek biçimindeki burguluğu, kısa sapı dar ve uzun gövdesiyle dikkat çekicidir, narindir. Göğsündeki delikler kemanınkini andırır. Bir kuyruğa gövdeye bağlanan teller, eşikle dip eşiğin üstünden geçirilerek akort burgularına bağlanır, sarılır. Göğüsle teknenin dibi arasına can direği denen bir ahşap çubuk sıkıştırılır. Can direği tel köprünün altında bulunur. Can direği ses özelliği kazandırır kemençeye. Can direği olmazsa yeterli ses çıkmaz. Kemençe çalınırken sol elle tutulur, sapından kavranır kemençe, havada durdurulur. Kemençeyi tutan sol el, parmakları tellere basarak istenen sesleri bulur. Sağ eldeki yay tellere sürtülür. Bir tel üstündeki melodi (ezgi, hava) çalınırken kemençenin yayı bu telin yanındaki tele de sürtülür. Kemençe dörtlü paralelle çalışır (ikili, dörtlü, altılı seslere paralelses denir). Kemençemizin orta teli (la) ortak çalınır. Orta telle birlikte, ince tele de kalın tele de istenen sese göre birlikte basılır (Kemençede sağ tel kalın, sol tel incedir). Kemençe çalınış, özelliğiyle, dörtlü paralelle çalışma yö-nüyle doğu tekniği içinde çok sesli tek çalgıdır. Müzikte, çok seslilikle yapı farkı görülür. Doğuda koma sistem, Batıda tampere sistem vardır.

Görele kemençesinin özellikleri kemençe; ardıç, erik, dut, kiraz ağacından yapılır. Kapağı ladin ağacındandır. Kapak kalınsa ince ses, kapak inceyse kalın ses verir. Kemençeyle her ezgi salınabilir. Perdesizdir. Kulak yeteneğine, parmak yeteneğine bağlı olarak çalınır.

Tekne boyu 41 cm,
tutma yeri (sap, tuşe) 8.5 cm, 
baş (kafa), 
geniş taban eni  10 cm, 
Dar taban eni, Derinlik, 
Kapak kalınlığı, 
Kulak-Ön yüzeyin üstünde, 
Kravat
Tel alt bağlantı kuyruğu
Tel köprüsü genişliği
Tel köprüsü yüksekliği
Yay Boyu:
Kapak üzerinde bulunan iki çizgi durumundaki cep uzunluğu
İki Cep Arası:
Kemençenin Boyu:

 Kemençe yayı get (gef) erik ağacından yapılır. Yay telleri at kuyruğundandır. Yay tellerine refine (kolofan) sürüldükten sonra çalınır.

Kemençe çalanlara, kemençe sanatçılarına Kemençeci denir Görele'de. Kemençeci, halk edebiyatımızdaki ozan tipidir. Mani, türkü yakıcısı, yerine göre de öykü anlatıcısıdır. Düğünden düğüne, köyden köye gezdiği için de kültür taşıyıcısı, haber taşıyıcısıdır. Eğlenceden, konuşmaktan zevk alan, şakacı, güleryüzlü, esprili, hazırcevap kişiliği vardır kemençecilerin. Sözü, söyleyişi dinlenir, toplantıların, eğlencelerin şenliklerin aranan adıdır. Kesme türkü (kemençe türküsü, mani) yaratıcısıdır. Ancak yarattığı ürünlerde aşık edebiyatımızda olduğu gibi kendi adını söylemez; bunu alçak gönüllükle açıklamak uygun düşer belki de...

Kemençeciler çocukluk döneminde dışa vuran kemençeci olma tutkusu doğrultusunda bir kemençe edinerek yay sürtmeye başlarlar. Bu bir onmaz tutkudur. Dur durak, gece gündüz yoktur artık. Çevredekilerin bunaltılması da çabası... Bu dönemde yakınlarından şamar yiyen, kulağı çekilen, kemeçesi kırılan, evden kovulan, samanlıklarda, tamlarda yatan çokdur. Dedik ya bir tutkudur bu, bir yeteneğin yansımasıdır, ne olursa olsun, sonunda ustaların çalışlarına da dikkat kesilerek bir bakmışsınız, bizim beğenmediğimiz, alaya aldığımız oğlan düğünlerde çalmaya başlamıştır, ustaların yanında. Eskiden bir inanç vardı: Bir çeşmenin yalaktasını kırarsa kemence heveslisi, çalgıyı daha kolay, daha çabuk öğrenirdi. Kısası yeni yetmeler yalnız çevreyi rahatsız etmekle kalmaz bir çeşmenin de kırardı kolunu budağını:

Bir kurşun atacağım

Çeşmenin yalağına

Dulanırım adamın

Kırmızı yanağına

Kemençeye başlayanlar ilk zamanlarda, çevredeki ustalara öykünürler. Köprünün altından sular akıp da ustalaştığındaysa Karaman gibi çalmak, Piçoğlu gibi çalmak düşlenir. Karaman gibi çalmak bir düştür, düşünce ucu bucağı yoktur, sonsuza doğru akar durur.

Görele sanata yatkın insanlar yeridir. Şairler, ressamlar, kemençeciler, araştırmacılar, yazarlar yöresidir. Bir bakarsanız kemençe, bir bakarsanız saz (bağlama) duygulandırmıştır, coşturmuştur insanımızı. Görele çalgıya, kemençeye çok düşkündür. Yörede çalgı çalmak geleneğin, kültürün bir parçasıdır. Yaşam biçimidir çalgı Görele'de; çocuk doğar, sevincini yaşama eğlencesinde kemençe vardır. Sünnet düğününde kemençe vardır. Bayramlarda, eğlencelerde, ekin kazmalarda, nişanlarda, düğünlerde, yediliklerde, asker uğurlamalarında, şenliklerde kemençe vardır... Görele Sağlık Köyünde (Çürükeynesil Köyü) yaptığımız araştırmada, geçmişe doğru bakıldığında her evde kesinlikle çalgı çalan birisi yetişmiş...

Görele, kemençenin en yaratıcı, en kıvrak, en içli çalındığı yerdir, Bu özelliği büyük ustalar yetiştirmesinden ileri gelir. Ustalık yaratıcılıktır. Var olanı en özgün biçimde yaşatmanın yanında yeni ürünler yaratmayı da gerektirir. Görele’deki ustalar "sanatçılığın bu doğal, ama çok zor yanını" yerine getirdikleri için büyüktürler. Başkalarını etkiledikleri, kalıcı oldukları için süreklidirler, zamanı yenmişlerdir. Trabzon-Rize yöresinden de Ferhat Özyakupoglu, Hasan Sözeri gibi ustalar çıkmıştır ama hiç biri Tuzcuoğlu Mehmet Ali'nin, Karaman’ın, Piçoğlu'nun büyüklüğünü, yaratıcılığını yakalayamamışlardır. Bizim ustalar, öykülere, efsanelere yansımış, fıkralara konu olmuş, romanları yazılacak denli renkli yaşamları birikimleri ve çok yönlülükleriyle ayrı ayrı araştırmaların konusu olmayı çoktan hak etmişlerdir.

Tuzcuoğlu, adıyla anılan ezginin horanın yaratıcısıdır. Otçu göçü geleneği içinde yaylaya çıkılırken sürülerdeki koyun, keleğin, zilin sesleriyle doğadan yankılanan çağlayanların, dal hışırtılarının, kuş türkülerinin rüzgâr okşayışlarının seslerinden esintilerle oluşturmuştur senfonisini. Günümüzde Tuzcuoğlu ezgisi de, horanı da yitmek üzeredir. Ezgiyi gecmişte en doğru biçimde Karaman ile Hacıali Özdemir çalmıştır. Ezgi çok sesliliğin en güzel, en etkileyici ürünüdür. Ezgide açık ses hiç yoktur. Tuzcuoğlu horanı genelde kıyı kesimde oynanan bir oyundur.

Karaman (Halil Kodalak) kemençenin virtiözüdür. Kemençede gelmiş geçmiş en büyük, en ulaşılmaz addır. Karadere köyündendir. Babasının adı, Süleyman, annesinin adı Esma'dır. 1878-1964 yılları arasında yaşamıştr. Karaman'ın kemençede ustası Kandahor köyünden Kuyucuoğlu ile Tuzcuoğlu'dur. Çeşitli savaşlara katıldığı için Karaman (Kahraman) adıyla ünlenmiştir. İstanbul’da saraylarda çalmış, oynatmıştır. Radyoevine de girmiştir. Bölgede çalınan birçok ezginin, oyunun yaratıcısıdır. Kendisiyle tüm düğünlere giden, her kalkışta oynayan arkadaşı Hasbal Keskin için ‘Hasbal’ havasını yapmıştır. Düğüne gelenleri karşılama havası olarak çalınan Cezayir'de Karaman’ın düzenlemesidir. Şırıp şırıp oyun havası da onundur. Horan oynanırken geçilir şırıp şırıp havasına, Karaman dışında hiçbir kemençeci oyun sırasında bu havaya dönememiştir... Karadere'de ilahili bir düğün yapılacaktır. Ama düğüne pek gelen olmaz. Sonra Karaman'ı çağırırlar. Gelir, çalmaya başlar Karaman, bir büyük düğün olur. Horanın halkası genişler iyice. Karaman düğünü yansıtan bir türkü yakar:

Mayıs ayı gelende

Balıkçı göle daldı

İmam ile bayrağı

Bakın kapıda kaldı

Horanın sonuna doğru bahşiş toplamaya başlar. Muhtarın verdiğini beğenmez:

Baktım da göremedim

Gözünün karasını

Bakın da geri verin

Muhtarın parasını

Cevdet Çağla’nın radyoda yönetici olduğu sıralarda Karaman'da radyodadır. Sınır tanımayan, disipline girmeyen, kendi kafasına göre yaşayan bu büyük usta fazla kalmaz radyoda. Ondan, yarattıktan, yetiştirdikleri dışında ses kalmadı. Karaman ekolünde çalan kemençecilerimiz şunlardır: Hacı Ali Özdemir (1904–1979), Kemal Caba (1925–1956), Nazmi Özdemir (1937), Sabri Özdemir (1937–1994), Sami Günay (1938), Hüseyin Özdemir (1948).

1901–1946 yılları arasında yaşayan Piroğlu (Osman Gökçe) gerek hareketli yaşamıyla, gerekse doldurduğu plaklarla adından en çok söz ettiren kemençecimizdir. Çok iyi bir icracı olmasının yanında Trabzon, Görele, Giresun, Şebinkarahisar yörelerinin türkülerini de seslendirmede ustadır. Karaman'dan etkilendiği, ustasının Karaman olduğu söylenir. Karaman’ın yaşını göz önüne aldığımızda bir gerçeği yadsıyamayız. Ancak çeşitli aktarmalarda Karaman'dan, gizlice köprü altına ya da ahıra saklanarak kimi söylentilere göre Tuzcuoğlu, kimi söylentilere göre ise Kitink havasını öğrendiği insanlarımızın söylence yaratma duygusunun sonucu olsa gerek. Çünkü Picoglu plaklarına Tuzcuoğlu'nu çalmamıştır. Bunun üzerinde durulmalıdır. Ayrıca geleneksel yapıya baktığımızda hiç bir kemençecinin bir ezgiyi başkasından gizlemesi olası değildir. Çünkü tüm ezgiler düğünlerde, bayramlarda, eğlencelerde, şenliklerde çalınır. Piroğlu ekolünü günümüzde Şirin Öztürk sürdürmektedir.

Asıl adı Kemal İpşir olan Durkaya (1911–1989) da kemençeye can katan ustalardandır. Giresun'da Velioğullarında çoban dururken çocuk yaşlarda kemençeye başladığı söylenir. Ustası Karaman’dır. Yay atma ustalığının yanında hikâye yaratıcısıdır da. Özellikle yaşadığı bir olayı söze, ezgiye dökerek anlattığı, "Cenaze çağırma" dillerdedir. Durkaya ekolünü, Sisdağı şenliklerinin vazgeçilmez kemençecisi Kâtip Şadi (1938), Şenel Dandın sürdürmektedir.

Kemençe türküleri; atma türkü, kesme türkü, mani sözleriyle de tanımlanır. Kemençeciler türkü yaktıktan, türkü attıktan gibi insanlarımız da sırası geldiğinde taşı gediğine koymak için bu yolu seçerler. Örneğin bir düğünde coşarak oynayan bir gençle alay eden, genci aşağılayan birisi şu karşılığı alacaktır:

Yârimin adı melek

Yârin giydiği yelek

Seyredeceksen seyret

Rezillik nene gerek

Kemençe için yakılmış, manileri örnekleyelim:

Kemençemin başına

Seni yazarım seni

Sol yanımdan vuruldum

Aksin kamm gimene

Kemençemin başına

Boya vururum boya

O orta başlarına

Sarılsam doya doya

Kemençemin başına

Vururum tırak tırak

Seni gâvurun kızı

Ya al beni ya bırak

Kemençe çala çala

Çıktım bir ince dala

Ben o yârin yüzünden

Oldum köyde budala

Kemençemin üstüne

Vuracağım reçine

Yaz ayları gelince

Benzersin güvercine

Kemençemin üstüne

Seni yazarım seni

Ya sen güzel olmasan

Ya görmesem ben seni

GİRESUN YÖRE OYUNLARI HAKKINDA GENEL BİLGİLER VE OYNANMAKTA OLAN  BELLİ BAŞLI OYUNLAR

       İlimizde iklim şartlarının ve tabiatın çok sert olmadığı bilinmektedir. Yöresel olarak daha çok denizle beraber yaşamayı öğrenmiş, sırtını dağlara vermiş ve toprağını da işlerken fındığa büyük önem vermiştir. Bu yaşam tarzı geleneklerini ve yöresel davranışlarını etkilemiştir. Yöre insanları ne fazla sert ne de fazla yumuşak figürlere yer vermiştir. Danslar genellikle hareket ve çeviklik içermekle beraber kadın ve erkeğin beraber oynadıkları bölümde erkeğin kadına karşı olan saygısından dolayıdır ki, erkek figürleri ile aynı esneklik ve yumuşaklığa kadar düşmektedir. Fakat danslar ilçelerin bulunduğu yörenin karakteristik özelliğini de içine alarak farklı şekillerde icra edilmektedir. Bu farklılık kostümleri de etkilemiştir.

      Giresun insanının yaşam tarzı ve biçimi Karadeniz Bölgesi içinde, bölgeye has özellik gösterdiği gibi bölgeden uzak karakter de gösterir. Giresun halkının kullandığı ortak yaylası veya tüm halkı bir arada toplayabilecek bir yayla kültürü olmadığından, oyunlarında ve kostümlerinde belirgin farklılıklar görülür. İnsanlar çeşitli nedenlerden ötürü yaylalarda birleşir, oyun oynarlar ve eğlenirler. Bu yaylalar konum itibariyle birçok yerleşim merkezinin ortak yaylasıdır. Bu yerlere gelen ve buralarda birleşen halk birbirlerinin kültürlerinden oldukça etkilenmişlerdir. Hep birlikte halka kurarak oynadıkları oyunlara ayak uydurmak için belirli kalıplar bulup bu olayı ortak hale getirmişlerdir. Daha sonra aşağılara yani kışlaklara dönen halk bu oyunları yaylada gördüğü şekilde oynamaya başlar.

       Karadeniz Bölgesi geleneksel halk oyunları, küçük farklarla birbirlerine benzerler. Hemen hepsi, kıyısında yaşadığı deniz gibi hareketli ve coşkundur. Oyun ve türküleri de kendilerine uygundur. Giresun oyunları içinde en yaygını Giresun Karşılaması ve horonudur. Horonu daha çok erkekler bölgenin meşhur çalgısı olan kemençe veya davul-zurna ile oynarlar. Kadınlar ise; davul-zurna, saz eşliğinde oynarlar.( Eskiden def ve ud eşliğinde oynarlardı.) Giresun horonunun Düz Horon, Sıksara, Giresun Karşılamasının Tüfekli Çandır Karşılaması gibi ve Sallama Horon gibi müziğin ritmine göre değişen çeşitleri de vardır.

Giresun ilinde, aşağıda kısa ve genel tanımlamaları yapılan oyunların yanında, Karşılama ve Horon türü oyunlar dışında, Güney bölgelerinde bulunan ve Kelkit Havzası tabir edilen bölgeye dahil olan Şebinkarahisar, Alucra, Çamoluk ilçelerinde Karşılama ve Horon oynanmamakta, bunun yanında Bar türü oyunlar oynanmaktadır. Bu zamana kadar bilimsel anlamda alan çalışması yapılmadığı için bu ilçelerimizde oynanan oyunlar bugüne kadar hiçbir repertuvara dâhil edilmemiştir ve bilinmemekle birlikte şehir merkezi ve merkeze yakın ilçelerimizde de oynanmamaktadır. Bu bölgede kapsamlı bir alan çalışması yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte Trabzon sınırında bulunan Kemençenin beşiği sayılan Görele ve Eynesil ilçelerimiz ile Dereli ilçesinde Horon alanında kapsamlı araştırma ve derleme çalışmaları yapılmalıdır.

TÜFEKLİ ÇANDIR KARŞILAMASI

            Giresun ve ilçelerinde yapılan düğünlerde –özellikle eski yıllarda en gözde oyun tüfekle oynanan ve halk arasında Tüfekli Çandır ismiyle anılan oyundur. Tüfek, Karadeniz insanının silaha olan arzusu ve beğenisini simgelediği gibi düğünlere renk ve coşku katan bir unsur olarak düşünülmelidir. Davetlilerin tüfek atarak düğün yerine gelmeleri, düğüne katıldıklarını gösterdiği gibi attıkları mermi miktarı da düğün coşkusu ve büyüklüğüne bir ölçü sayılır.  Bugün bu adet büyük ölçüde ve güvenlik nedenleriyle terkedilmiştir. Tüfekli Çandır isimli Giresun oyununu aşağıda izaha çalışacağız. Ancak tüm Giresun oyunlarını bir folklor araştırma konusu olarak inceleme konusu yapılmasına da gerek vardır.

Karadeniz halk oyunları denince akla Trabzon yöresi oyunları gelmektedir. Yapılacak çalışma Giresun ve yöresinde benzerlik arz etse de gerek ritim gerekse de müziği itibariyle farklı bir oyun tarzı olduğu ortaya çıkacaktır.

Giresun Tüfekli Çandır Karşılaması esas olarak bir karşılamadır. Ancak bu karşılamayı sadece bir oyun olarak değil, düğünün başlangıcı ve bir düğüne davet olarak da düşünülmelidir.

Büyük Folklorcu Muzaffer Sarısözen 14.03.1948 tarihli Ulus gazetesine yazdığı bir yazıda Tüfekli Çandır Karşılamasını şöyle anlatmaktadır:

1-İlk kısımda tüfekliler birbiri arkasına sıralanarak bir daire çizecek şekilde dönmek suretiyle bir süre oynarlar. Oyuncular halkada oynarken gurubun en yaşlılarından biri elinde tüfek olmaksızın halkanın içinde belinde bulunan bir torbadan oyunculara mermi ve barut dağıtır.

2-Oyun devam ederken barutçunun işaretiyle (Ey...gene bir dost geldi) şeklinde bağırma ile silah davranma durumuna gelen oyuncular ikinci bir işaretle tüfeklerini hep beraber ateşlerler. 

3-Bu durumda barutçu halka içinden ayrılmış yana çekilmiştir. Oyun devam ederken barutçu tüfek boşaltan arkadaşlarını yeniden barut dağıtmaktadır. Yanından her geçene bir atımlık barut vermektedir. Sonra hep beraber silah doldurma figürü yaparak oyuna devam ederler. Gene bir işaretle tüfekler memeye barut inmesi için 3 kere yere veya elle yandan vurulur.(Burada müziğin ritmine uyarak önce sola dönülür sonra sağa dönülür ve bu sağa dönüş esnasında tüfekler 3 defa yere vurulur) barut dağıtan kişi her geçene bir kapsül verir, kapsül takma figürü yapılır. Tüfekler doldurulunca silahlar sağ eller kabzada, sol eller kayışta olmak üzere baş üstüne kaldırılarak oyuna devam edilir.

4-Oyun sıralı şekilde yürüyüş şeklinde karşılama oyunu ile devam eder. Bu esnada yine (Ey...gene bir dost geldi), (Ağa bi dosta geliyor / İhsan ÇetinETİN’in ifadesiyle) şeklinde bağırma ile tüfekler havaya ateşlenir.

Karşılama muhtelif figürleri ile devam eder. Bu erkeklerin oynadığı karşılama biraz ağır ritimde, ayaklar yerden kalkmadan oynanır. Oynayan her kişi kendi becerisine göre oynar. Büyük ölçüde figür birliği yoktur. Ancak mümkün olduğu kadar karşı karşıya oymaya dikkat edilir. Halka şekline gelinip, karşılıklı oynayanlar aksi istikamete dönerek, sonra yeniden yüz yüze gelerek oyuna devam ederler. Oyun süresince dizlerin yere vurulması, omuzların titretilmesi figürleri yapılır. Kollar omuz hizasındadır. El ayaları açık ve yere 45 derece açı ile tutulur. Zaman zaman oyunun figürleri esnasında yana indirilebilir. Dizlerin ve ayakların yaptığı hareketler karşılamanın esas unsurudur.

Çandır Tüfekli oyunu güzellikle kahramanlığı, kahramanlıkla insanlığı bir araya getiren bir oyundur. Elde silah dost aramak asil bir jesttir. Dost uğruna silaha davranma, dostluk için silahlanma da delikanlılık sayılır.

GİRESUN KARŞILAMASI

       “Giresun yöresi oyunlarının temelini oluşturan ve en yaygın şekilde oynanan oyun karşılamadır. Oyun çok eskiye dayanır. İsmini karşılıklı oynanmasından alır.

       Karadeniz Bölgesindeki oyunlar genellikle horon ağırlıklı olduğu için kızlar ve erkekler genellikle ayrı ayrı oynarlar. Karşılamada ise kız ve erkekler birlikte ve karşı karşıya oynarlar.

       Karşılama, ritim olarak Çandır Tüfekli oyunundan daha hızlı ve coşkulu oynanır. Oyunu erkek, gururlu ve mağrur, kızlar ise daha nazlı ve cilveli oynar. Karşılama oyununda temel yürüme, ayak vurma ve erkeklerde çökme figürü yaygın olarak icra edilir. Bunun yanında bu üç figüre bağlı olarak doğaçlama yoluyla türetilmiş 10 kadar figür icra edilmektedir. Oyun, davul-zurna, bağlama ve kemençe ile de oynanır.

SALLAMA HORON (ERKEK)

     En az iki kişi ile oynanır. Tatlı sert özellik arz eder. Oyun 5 ve 7 zamanlıdır. Figür zamanları 10 birim zaman ve bağlantılıdır. Genel olarak kemençe ve davul zurna ile oynanır.

SIK HORON (ERKEK)

       Bu oyun sallama horonun aksine, daha sert ve hızlı oynanır. Sık’ın anlamı çok çabuk demektir. Bir çeşit sık oyun, sık horon çabuk horon demektir. Az zaman içinde çabuk ve fazla figür yapmak gerekmektedir.

      Karadeniz Bölgesi’nde, özellikle Doğu Karadeniz’in kıyı kesimlerinde toplu olarak ve daha çok bağlı dizi ile oynanan disiplinli halk oyunlarının genel adı “Horon” olarak geçer ve Doğu Karadeniz Bölgemizde Trabzon, Rize, Artvin, Giresun, Ordu civarında oynanır. 

      Horonda denizin dalga hareketlerini ve kıpırtılarını, balıkların çırpınışını görür gibi oluruz. Horonların oluşmasında Karadeniz Bölgesi’nin çok engebeli doğal yapısının, fırtınalı, hırçın bir deniz olan Karadeniz’in sarp bir arazide, bazen bir ayağını bile zor basabildiği patika yollarda yürüyen ve sırtında yük taşıyan Karadeniz insanının çevikliği anlatılmaktadır. Horonda yapılan hareketler incelendiğinde belleme, çapalama, deniz dalgalarının parçalanması, dalgalardan geri çekilirken çakıllarda çıkan ses, kürek çekme, balıkların ağlara yakalandıkları andaki çırpınışları gibi doğal olayların veya işle ilgili hareketlerin canlandırıldığı görülür.

       Sık horon yaygın olduğu üzere dizi biçiminde tek sıra, düz dizi, eğri dizi ve çember biçimlerinde oynanmaktadır. Oyun 7 zamanlıdır. Ayak figürleri 10 birim zamanlı ve bağlantılıdır. Çoğunlukla kemençe, davul-zurna ile oynanır.

SALLAMA HORON (KIZ)

           Bu oyun Cumhuriyet’ten sonra ortaya çıkmıştır. Nedeni ise; kızların kendi aralarında yaptıkları eğlencelerde erkekleri taklit ederek oynamaya başlamalarıdır. Figür zenginliği yoktur. Çoğunlukla kemençe ve davul zurna ile oynanır.

FİNGİL-METELİK-BEL KIRMA

       Genelde 2 ve 4 zamanlıdır. Bolu yöresinde oynanan bazı oyunlara benzemektedir. Lâzutlar türkü müziği ile oynanır. Yörede çok yaygın değildir. Fingil, Metelik, Bel Kırma,  olarak da isimlendirilir. Bağlama, davul-zurna ile oynanır.

GÜRCÜ SALLAMASI

       Giresun merkezden Ordu iline doğru olan yerleşim yerlerinde, özellikle Bulancak ve Piraziz ilçesi ile yükseklerinde sıkça görülür. Muhacirler zamanında buralara yerleşen Gürcü halkı tarafından yöreye getirilmiştir. 5 zamanlı icra edilir. Figür zenginliği yoktur.

GİRESUN’DA KULLANILAN ÇALGILAR HAKKINDA GENEL BİLGİLER

      

       Davul-zurna, kemençe ve bağlama genelde yaygındır. Bağlama, Giresun merkezinde yaygındır. Kemençe ise Trabzon’a yakın ilçelerde ve Kelkit Havzası dışında kalan iç bölgelerde yaygın olarak kullanılır. Kaval, oyun müziklerinde çeşitlilik yaratmak amacıyla son zamanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Klarnet Bulancak ilçesinde yaygın olarak kullanılır. Giresun merkezinde ve diğer ilçelerde pek rastlanmaz.

       Yörenin oyun havaları, her yörede olduğu gibi sözlü ve sözsüz olmak üzere iki bölümde toplanmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesinde ve Giresun yöresinde de bu böyledir. Bilhassa atma türkülerde ve horon türkülerinde son hece söylenmemektedir. Nedeni ise; hem oynayıp hem söylemek çok zor bir iştir. Hem ritminde oynayacak, hem söyleyecek, bu nedenle ritim ve melodinin büyük bir bölümünü nefesle idare eder ve son heceyi nefes almak için yutar. Bu tavırsal söyleyiş çok eskilerden günümüze kadar gelmiştir. Ancak aynı horon türküsü oynamadan söylendiğinde yine son hece söylenmez ve yutulur ki sözün o kısmını da siz anlayın anlamı içerir. Bu gelenek yörenin tavrını da oluşturmaktadır.

       Bağlama: Giresun ilinde özellikle karşılama oyunlarında sıkça çalınır.

       Kaval: Dilsiz Kaval veya Çoban Kavalı olarak çalınır. Bu sazımız boyut itibari ile standart bir şekil göstermez. En küçük dilli kavallar boyutundan başlayarak en büyüklerine kadar örneklerine rastlamak mümkündür.

      Bu sazın önyüzünde yedi perde deliği, arka yüzünde ise bir perde deliği bulunur. Su kamışı dahil her türlü ağaçtan yapılabilir. Fakat en iyisi yabani erik ve gül ağacından yapılanıdır. Ses genişliği 3 oktav kadardır. Koma sesler dudak marifetiyle yapılır. Yine çalarken horlatma veya sızlatma denilen bir teknikle sesi bir oktav tizi de çıkarılabilir. Bu kavallarda ezgi çalmaya müsait perdelerin dışında, kavalın uç tarafına doğru, perde olarak kullanılmayan birkaç delik daha açılır. Buna cin deliği veya şeytan deliği denir.

       Klarnet: Bulancak ilçemizden başlayıp Ordu iline kadar olan bölgede görülür. Abanoz ağacından, ya da metalden (bakır, pirinç) yapılır. Üflemeli çalgılar sınıfındandır. Pek sıklıkla kullanılmayan bu saza yörede “Gırnata” da denilmektedir.

       Kemençe:  “Karadeniz Bölgesinde yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır. Kemençenin gövde kısmı genellikle erik, taraklık, dut ağacından, kapağı ise ladin ağacından yapılmaktadır. İnce teli “mi”, orta teli “la”, kalın teli ise “re” seslerine akort edilmektedir. Eşik; göğüsün dibindeki direk ve tabana oturmaktadır. Kemençe Orta Asya kökenli bir çalgı olup, Selçuklularla Anadolu’ya geldiği sanılmaktadır. Yörede en sık kullanılan çalgıdır.

       Zurna:“Kamışlı, nefesli sazlar grubuna girer. Küçüklerine cura zurna veya zil zurna, orta büyüklükte olanlarına zurna, büyüklerine kaba zurna denir. Giresun’da yaygın olarak kullanılan cura zurnadır. Bazı müzisyenler zurnayı da tercih etmektedirler.

       Zurna üç parçadan oluşur. Büyük parçası lüle (gövde), kamıştan yapılan küçük parçası zipçik adıyla bilinir. Kamışla büyük parça arasındaki parçaya ise dil denilir. Dilin büyük bir kısmı lülenin içine girer. Lülenin ön kısmında yedi, arka kısmında ise bir delik bulunur. Kamış bölümüne daire şeklinde bir parça geçirilir. Buna ise ağızlık denir.

       Davul: Davullar; kimi savaş, kimi düğün töreni çalgısı olur. Çeşitli ritüellerin her zaman baş çalgısı olmuştur. Bütün Türk aleminde olduğu gibi baş çalgı ve sazların babasıdır.  Yörük oymakları büyük davullara kara davul, küçük davullara cura davul adlarını veriyorlardı. Giresun yöresinde çoğunlukla cura olarak adlandırılan davul kullanılmaktadır.

 

 

 

 

 

Müzik Dostları Derneği

Türk halk müziği dalında faaliyet gösteren ve başkanlığını Giresun’un müzik hayatında iz bırakan Mehmet Yüksel’in yaptığı dernek 2004 yılında kuruldu. Deneyimli müzik öğretmeni Sedat Sezai Tek’in ve değerli eğitmenlerin eşliğinde çok sayıda müzikseveri enstrümanlarla buluşturan dernek, faaliyetlerini solo ve koro konserlerle il halkıyla da buluşturuyor.

            Grup Medler

1963 yılında Mehmet Yüksel, Mehmet Meral, Mehmet Aksoy, Mehmet Kalpakçı ve Cumhur Gökçe tarafından kurulan Grup Medler’e ait olduğu dönemlerde Giresun’un sosyal hayatına önemli değişiklik ve yenilikler kattı. Giresun parklarında canlı müziği halkla buluşturan Medler, aileler arası dans yarışmaları, Türk halk ve Türk sanat müziği ses yarışmalarıyla kitlelerin aktif katılımını sağladı. Filmlerden önce Yeni Sinemada 15 dakikalık canlı müzik yapan orkestranın Giresun genelinde gösterdiği faaliyetler 1960-1970’li yıllarda çevre illerinde şehrimize yoğun ilgi göstermelerine, katılımlarına sahne oldu.

Giresun Belediyesi Konservatuarı

Türk sanat, Türk halk müziği dalında çalışmalar yapmak, Giresun yöresi halk müziğine ilişkin incelemelerde bulunmak, yetenekli kişileri eğitmek, yetiştirmek, müzik enstrümanlarının kullanımını öğretmek, bölge halkının sahne sanatı gereksinimlerini karşılamak, Giresun folkloru üzerine incelemeler yapmak, tüm branşlarda programlı gösterilerde bulunmak sergi açmak, yurt içinde ve yurt dışında yöremizi temsil etmek amacıyla 1994 yılında kurulmuştur.

Giresun Musiki Cemiyeti

Nisan 1957’de kurulan cemiyet 2007’de 50. Sanat Yılı’nı kutladı. Sanat adına elli yıl önce Zekai Akbulut, Sırrı İnal, Osman Kalyoncu, Saim Şenyurt, Süleyman Gül, Çetin Tataroğlu ve İzzet Birsan ile yola çıkan Giresun Musiki Cemiyeti faaliyet sürecinde ilimiz ve ülkemiz Türk halk ve Türk sanat müziğine sayısız değer kazandırdı. Radyonun olmadığı yıllarda verdiği konserlerle sadece Giresun ilinin değil, Doğu Karadeniz’in müziğe olan gereksinimini karşılamıştır. Giresun türkülerinin bugünkü formuna kavuşmasında Giresun Musiki Cemiyeti’nin rolü büyüktür.